Salonda gezinen hayalet

[ A+ ] /[ A- ]

Laurence Ritter Armenienne Emine 103 ans (12)(2)Kılıç Artıkları‘ kitabının yazarı Laurence Ritter 1915’te Sason’da sağ kalan 103 yaşındaki bir kadınla

Murat UYURKULAK
Özgür Gündem

Çocukluğumdan hatırlarım: Büyükler sohbet ederken arada kazayla “Ermeni” kelimesi geçtiğinde ekseri tuhaf bir sessizlik hâsıl olurdu… Sanki o kelimenin zikredilmesiyle beraber evin içinde ürkütücü bir hayalet gezinmeye başlar, sadece büyüklerin gözüne görünen o hayalet serin bir rüzgâr eşliğinde yaptığı gezintisini tamamlayana dek diller tutulurdu… Yeniden sohbete başlandığında da çoğunlukla konu değiştirilir, bir daha “Ermeni” kelimesinin yanına yöresine uğramamak için özen gösterilirdi…

Sonra işte büyüdüm… Bir kadına âşık olmuş ve onu ailesinden istemek için tek başıma bir Kürt şehrine gitmiştim… Alışılmadık bir durumdu elbet… Nerden çıktığı meçhul bir genç adam, hem de yalnız başına kızlarını istemeye gelmişti… Salonda ailenin büyükleri toplandı… İhtiyar bir kadının bana bakarak yanındakine sarf ettiği şu cümle benim kulağıma kadar geldi, hiç unutmadım: “Sorup soruşturdunuz mu bakalım, belkim Ermeni’dir…”

Ailenin kökeninin dayandığı şehrin, vaktiyle Ermeni yoğunluklu bir yer olduğunu, o şehirde yüzlerce Ermeni kadını ve çocuğunun soykırım sırasında kaçırıldığını, evlat edinildiğini veya zorla evlendirildiğini sonraki okumalarımdan öğrenecektim…

O Kürt şehrinde üç yıla yakın süre yaşadım… Bir gün, sıkı yurtsever olan bir üniversite öğrencisiyle konuşurken, mevzu açıldı… “Biz Ermeni’yiz” deyiverdi genç kadın, gayet sarih ve tabii bir bilgiydi bu onun için… Üstelik soykırım sırasında Müslümanlaştırılıp evlendirilmiş tek bir Ermeni nineden gelen bir nesilden değil, yüzlerce mensubu bulunan büyük bir ailenin tamamının Ermeniliğinden söz ediyordu… Soykırımdan kurtulmak için Müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan bu insanların bir kısmı yeni dinlerinin gereklerini yerine getirmiş, bir kısmı da gizli gizli esas dinlerine ait ibadetleri sürdürmüştü… Velhasıl hepsi gayet iyi biliyordu Ermeni olduğunu…

Kasım ayı başında mühim bir konferans düzenlendi… Hrant Dink Vakfı ile Malatya HAYDERíin gerçekleştirdiği “Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı”, toplumsal belleğe mıh gibi kazınan, fakat on yıllardır unutturulmaya, üstü örtülmeye çalışılan dehşet verici bir tarihin son derece trajik bir veçhesini gözler önüne seriyordu…

Anadolu topraklarından “kazınan” bir halkın “bakiyesi” olan bu insanlar, yıllarca ağrılı bir suskunluğa mahkûm edilmiş, insafsız bir Sünnileştirme politikasına tabi tutulmuş, tüyler ürpertici hikâyelerini birbirlerine fısıltıyla, çoğunlukla da kadınlar üzerinden aktarmıştı… (Agos gazetesinin tümüyle mevzu bahis konferansa ayrılan sayısında (8 Kasım 2013-914. sayı) çok daha detaylı bilgilere ulaşmak mümkün… Yanı sıra “1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler” (Raymond H. Kevorkyan-Paul B. Pabuççuyan, Aras Yayıncılık) kitabı, gayb ve yok edilenin can yakıcı devasa boyutlarını anlamak açısından paha biçilmez bir eser…)

Nice vahim hikâyelerin her daim halının altına süpürüldüğü, kırık kolların hep yen içinde bırakıldığı, anlatmaya ve tartışmaya kalkanların ise derhal “hain” damgası yediği bir ülkede, bu çabaların doğrudan günlük hayatlarımızla alakası var… Mazisiyle hesaplaşamayan toplumların, ortak hafızaya nakşolan kesif suçluluk duygularıyla zehirleyici bir milliyetçiliğe dört elle sarılmasının ne gibi yeni felaketlere yol açabileceğini sayısız örnekten biliyoruz… Salonun ortasında gezinen o hayaleti sus pus izleyen tedirgin ruhların sağalması için, yani geleceğimiz için geçmişi tartışmaya ve anlatmaya devam…